1973 - Tarihin En Büyük Enerji Krizinden Günümüze Petrol Döngüsü
Ekim 1973'te Orta Doğu'daki birkaç petrol bakanının odasında alınan bir karar, 1945'ten beri süregelen Batı refahının motorunu söndürdü. Yakıt kuyruklarında bekleyen milyonlarca araç, karanlık kalan Times Square ışıkları, Japonya'da tarihte ilk kez düşen sanayi üretimi ve Alman otoyollarında pazar günleri uygulanan araç yasağı: bunlar aynı kararın anlık fotoğraflarıydı.
Ama 1973'ün asıl hikâyesi anlık fotoğraflarda değil, uzun pozda gizlidir. CAFE standartları, Brezilya etanol programı, Danimarka rüzgar enerjisi, IEA'nın kuruluşu, petrodolar sistemi, kaya petrolü devriminin tohumları ve bugünkü Hürmüz krizine giden fay hattı: bunların hepsi Ekim 1973'te atılan o kararla başlayan bir zincirin halkalarıdır. Bu seri, o zincirlerin tamamını izliyor.
Ekim 1973'te dünya uyandığında bir şeyler değişmişti. Benzin istasyonlarında kuyruklar uzadı, fabrikalar yavaşladı, hükümetler Pazar günleri otomobil kullanımını yasakladı. Ama asıl soru şuydu: Bu nereden gelmişti? Nasıl olmuştu da dünyanın en büyük ekonomileri, günlük hayatlarını sürdürmek için sekiz kişilik bir kurul kararına bu denli muhtaç hâle gelmişlerdi?
Cevap kısa değil. 1973, bir kazayla ya da tek bir savaşla başlayan bir kriz değildi. On yıllar içinde neden-sonuç zinciriyle olgunlaşan, bazıları tarafından görülen ama kimsenin duymak istemediği bir dönüşümdü. Bu bölümde o zemini kuruyoruz.
1928 yılında Irak'ta bir çadırda imzalanan bir anlaşma, Orta Doğu petrolünün kaderini otuz yıl boyunca belirledi. Kızıl Hat Anlaşması adını aldı; çünkü müzakereciler, eski Osmanlı topraklarının sınırlarını haritada kırmızı kalemle çizip o sınır içindeki petrolü birlikte işletmeyi kararlaştırdı. İngilizler, Fransızlar, Hollandalılar ve Amerikalılar bu coğrafyayı aralarında paylaşmıştı. Masada hiçbir Arap hükümeti yoktu.
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından bu yapı zorlanmaya başladı. Sömürgeciliğin çözülmesiyle birlikte üretici ülkeler topraklarındaki kaynağın gelirini talep etmeye başladı. 1950'lerde "50-50" formülü ortaya çıktı; yabancı şirket ile ev sahibi devlet kârı yarı yarıya paylaşacaktı. Görünürde adil bir düzendi. Ama fiyatı kim belirliyordu? Hâlâ "Yedi Kız Kardeşler" olarak anılan büyük Batı petrol şirketleri. OPEC'in 1960'ta kurulması tam bu yüzden oldu; üretici ülkeler fiyat üzerinde söz sahibi olmak istiyordu.
| Ülke / Bölge | Günlük Tüketim (1973) | İthalat Oranı | Orta Doğu Payı | Kırılganlık Notu |
|---|---|---|---|---|
| ABD | 17,3 mb/g | yüzde 35 | yüzde 12 | 1970'te üretim zirvesi geride kaldı; ithalat hızla artıyordu |
| Batı Almanya | 2,7 mb/g | yüzde 95 | yüzde 70 | Neredeyse tamamen ithalata bağlı; ambargodan en çok etkilenen Avrupa ülkesi |
| Japonya | 4,9 mb/g | yüzde 99 | yüzde 78 | Petrolün tamamına yakını ithal; sanayi altyapısı petrol yoğun |
| Fransa | 2,1 mb/g | yüzde 98 | yüzde 65 | İsrail'e mesafeli tutumu sayesinde kısmi muafiyet kazandı |
| Hollanda | 0,8 mb/g | yüzde 97 | yüzde 60 | Rotterdam limanı nedeniyle tam ambargo hedefi oldu |
| Suudi Arabistan | 7,6 mb/g (üretim) | ihracatçı | yok | Dünya ihracatının yüzde 13'ü; ambargonun merkezi |
Roma Tre Üniversitesi ve NYU Abu Dhabi'den tarihçi Giuliano Garavini, OPEC'in resmî arşivlerine dayanan kapsamlı çalışmasında temel bir noktanın altını çiziyor: OPEC 1960'ta kurulduğunda yalnızca bir fiyat müzakere platformuydu; 1973'e kadar herhangi bir kriz yaratan bir örgüt değildi. Asıl dönüşüm bambaşka bir yerden geldi.
Peki fiyat devrimi nasıl geldi? Bunun için 1971'e bakmak gerekiyor. O yıl Başkan Nixon, doların altına bağlılığını resmen sona erdirdi. "Nixon Şoku" olarak tarihe geçen bu karar Bretton Woods sistemini çökertti. Ama bunun petrol fiyatlarıyla bağlantısı çok az anlatılır: petrol dolarla fiyatlanıyordu. Dolar değer kaybedince OPEC üyelerinin reel geliri eridi; topraklarından çıkardıkları petrolün karşılığı giderek daha az satın alma gücüne dönüşüyordu. 1971-1973 arasında bu erozyon üreticileri giderek daha öfkeli ve daha kararlı bir hâle getirdi.
Buradaki paradoks çarpıcıdır. Eisenhower 1959'da yabancı petrol ithalatına kota koymuştu; bu sayede yerli üreticiler korunuyordu. Eleştirmenler bu politikayı "önce Amerikan petrolünü bitir" anlayışı olarak nitelendirdi. Yerli üretim yapay bir fiyat koruması altında pompalanırken gelecek için rezerv yaratılmıyordu. 1970'e gelindiğinde Teksas ve Oklahoma artık tavan kapasiteyle çalışıyordu. Bundan sonra tüketimi karşılamak için yurt dışına bakmak kaçınılmazdı.
Kimse görmedi mi? Kimse uyarmadı mı? Hayır; gören ve uyaranlar vardı. Pentagon'dan, CIA'dan, Ulusal Güvenlik Konseyi'nden raporlar geliyordu. Ama Washington'ın o dönemki enerji politikasında kural gibi işleyen bir körlük vardı. Ucuz petrol ekonomik büyümenin vazgeçilmezi sayılıyordu; buna gölge düşürecek her analiz görmezden gelindi.
| Tarih | Olay | Petrol Piyasasına Etkisi |
|---|---|---|
| Haziran 1967 | Altı Gün Savaşı | İlk Arap petrol ambargosu girişimi; başarısız (piyasada yedek kapasite vardı) |
| Ekim 1969 | Libya: Kaddafi darbesi | Batı şirketlerine yüzde 20-30 fiyat artışı dayatıldı |
| Kasım 1970 | ABD üretimi zirveyi geride bıraktı | Küresel yedek kapasite eridi; OPEC pazarlık gücü tırmandı |
| Şubat 1971 | Tahran ve Trablus Anlaşmaları | OPEC ilk kez fiyatı tek taraflı belirledi; "Yedi Kız Kardeşler" dönemi sona erdi |
| Ağustos 1971 | Nixon altın penceresini kapattı | Dolar devalüasyonu OPEC fiyat talebini meşrulaştırdı |
| Temmuz 1972 | Sadat 16.000 Sovyet'i kovdu | Diplomatik zemin Ekim Savaşı ve ambargoya hazırlandı |
| Ağustos 1973 | Faysal-Sadat Riyad Toplantısı | Petrol silahının kullanılacağı gizlice kararlaştırıldı |
Savunma Bakanlığı'nın 1969 yılında Nixon yönetimine sunduğu rapor, krizden dört yıl önce yazılmıştı. Genelkurmay'ın kenar notunda onay işareti bulunan bu belgede şu saptama yer alıyordu:
Haziran 1973'te CIA ve diğer istihbarat birimlerinin ortak değerlendirmesi olan NIE 30-1-73 raporunda şu uyarı yer alıyordu:
Bu rapor savaştan yalnızca dört ay önce yazılmıştı. Ve tek değildi; bu tarihe kadar art arda uyarılar geliyordu. Erken uyarı sistemi çalışmıyordu demek yanlış olurdu. Sistem çalışıyordu. Uyarılar geliyordu. Ama Washington dinlemiyordu.
Nixon'ın Mart 1973'te imzaladığı NSSM 174 direktifi, enerji güvenliğini sistematik biçimde inceleyen bir çalışma grubu kuruyordu. Senaryo listesinde açıkça yer alıyordu: "yabancı ülkelerin boykotu dahil" her türlü arz kesintisi. Bu, savaştan tam yedi ay önceydi.
Peki bu raporlar masalarda ne kadar bekledi? Çok az. Nixon Watergate'le boğuşuyordu. Kissinger Çin politikasını, Vietnam müzakerelerini, Sovyetlerle detantı yönetiyordu. Enerji güvenliğinin kendi istihbarat raporlarıyla çelişen biçimde ihmal edilmesi; sonradan tarihçilerin "nasıl görülmedi?" diye hayret ettiği bir tablodur.
1973 krizi denilince akla gelen isim çoğunlukla Kral Faysal'dır. Suudi Arabistan'ın lideri, petrolü diplomatik silaha dönüştüren kişi olarak anlatılır. Bu kısmen doğrudur. Ama Garavini'nin OPEC arşivlerine dayanan araştırmasıyla ortaya çıkan çok daha tuhaf bir gerçek var: 1973 Aralık'ındaki fiyat artışının en sert savunucusu Faysal değildi. İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi'ydi.
Bu paradoks önemlidir. Şah, ABD'nin bölgedeki en güvenilir müttefikiydi; ülkesi ambargoya katılmamış, kriz boyunca petrol pompalamayı sürdürmüştü. Ama Viyana'daki fiyat müzakerelerinde masa başında varil fiyatının 12 dolara çıkarılması için en yüksek sesi o çıkarıyordu.
Kral Faysal'ın ikilemi daha karmaşıktı. Bir yanda Aramco üzerindeki denetimi artırma isteği, öte yanda Washington'la kurulan onlarca yıllık güvenlik ilişkisini koruma gereği vardı. Nisan 1973'te CIA direktörü Nixon'a bir memorandum gönderdi; Suudilerin petrol kesintisini artık açıkça gündeme getirdiğini bildirdi.
Üçüncü kritik isim Suudi Petrol Bakanı Ahmed Zeki Yamani'dir. Irak ve Libya tam millileştirme talep ediyordu; Yamani buna karşı çıktı. "Fiyat silahı daha etkili" diyordu ve yıllarca haklı çıktı. Ama aynı Yamani yıllar sonra şunu söyledi:
Bu öngörü de doğru çıktı. OAPEC ambargosu tarihsel bir ilk ve son olarak kaldı.
Ve Enver Sedat. Mısır Cumhurbaşkanı o yıl yalnızca İsrail'e saldırmadı; küresel bir satranç partisi oynuyordu. 1972'de 16.000 Sovyet askerini ülkesinden çıkararak hem Moskova'yı hem Washington'ı şaşırttı. Kissinger bu hamle karşısında ne yapacağını bilemedi: "Neden bana bu iyiliği yaptı? Neden önce bir şeyler talep etmedi?" diye sordu. Ama Sedat'ın hesabı çok daha inceydi; Doğu-Batı dengesini bozmadan, ikisinden de fayda elde ederek toprak geri almak istiyordu. Petrol ambargosu bu planın diplomatik ayağıydı.
Bölüm 2'de perde açılıyor. 6 Ekim 1973 sabahı İsrail'de ne oldu, Kissinger o hafta hangi telefon görüşmesini yaptı ve Kuwait Sheraton'da gece yarısı imzalanan o kararın arkasında kim vardı?
1973 krizini inceleyen hemen herkes OPEC'ten söz eder. Ama ambargoyu fiilen kararlaştıran örgüt OPEC değil, OAPEC'tir. Bu iki örgüt arasındaki fark yalnızca bir harf meselesi değil; enerji ile jeopolitiğin nasıl iç içe geçtiğini, Sadat'ın hangi diplomatik zekayı devreye koyduğunu ve petrolün neden tam da o anda silaha dönüştüğünü anlatan bir ayrımdır.
OPEC, Örgüt Petrol İhraç Eden Ülkeler, 1960'ta Bağdat'ta kuruldu. Kurucu üyeler Suudi Arabistan, Irak, İran, Kuveyt ve Venezuela'ydı. Venezuela'nın varlığı kritik: OPEC'in amacı tanım gereği jeopolitik değil ekonomik olmalıydı; müzakere gücünü artırmak, petrol şirketleriyle paylaşım koşullarını iyileştirmek. Üstelik İran o dönemde Batı'ya yakın bir yönetim altındaydı ve OPEC içinde bir ambargoya karşı çıkması kuvvetle muhtemeldi.
OAPEC ise Arap Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü, 1968'de kuruldu. Üyeler yalnızca Arap devletleriydi: Suudi Arabistan, Libya, Kuveyt, Irak, Cezayir, Mısır, Suriye, Katar, BAE ve Bahreyn. Bu yapı, üyeliği belirlemek için siyasi bir filtre koyuyordu. Non-Arap üyeler yoktu; dolayısıyla petrol silahı Arap-İsrail çatışmasının örgütsel aracına dönüşebilirdi. CSIS'ın 40. yıl analizine göre OPEC 1960'ta ekonomik güç birliği için kurulurken, OAPEC 1968'de fiilen siyasi mücadelenin örgütsel aracı olarak hayata geçirildi.
1973 krizinin gerçekten anlaşılabilmesi için Temmuz 1972'deki bir haberden başlamak gerekir. Mısır Cumhurbaşkanı Anwar Sadat, Sovyet Birliği ile ortak operasyonlara katılan yaklaşık 16.000 askeri danışman ve teknik personeli ülkeden kovdu. Bu hamle dünyayı şaşırttı. Henry Kissinger daha sonra bu adımı öğrendiğinde duyduğunu tarihe aktardı: "Neden bana bu iyiliği yaptı? Neden önce taviz talep etmedi?"
| ÖZELLİK | OPEC | OAPEC |
|---|---|---|
| Kuruluş | 1960 · Bağdat | 1968 · Beyrut |
| Üyelik kriteri | Büyük petrol ihracatçısı olma | Arap devleti olma + petrol ihracatçısı |
| Birincil amaç | Ekonomik: fiyat ve gelir müzakeresi | Politik: petrolü dış politika aracına dönüştürme |
| Non-Arap üyeler | Evet: İran, Venezuela, Nijerya vb. | Hayır · tanım gereği yalnızca Arap |
| 1973'teki rolü | Ekim 16'da fiyatları yüzde 70 artırdı | Ekim 17'de ambargoyu kararlaştırdı |
Sadat'ın hesabı netti: Sovyetlerden uzaklaşarak Washington'un dikkatini çekecek, İsrail'in Sina'dan çekilmesini kolaylaştıracak bir ABD baskısı sağlayacaktı. Ama Wikipedia'nın Yom Kippur maddesi süreci ayrıntılı aktarır: Sadat'ın bu anti-Sovyet jesti karşılıksız kaldı. Nixon ve Kissinger Sina meselesini gündemine almadı. Kasım 1972'ye gelindiğinde Sadat kararlı hale gelmişti: Washington'u masaya çekmenin tek yolu şok, yani savaş ve ardından gelen petrol ambargosu bileşimiydi.
Sadat, Mısır'ın "tarihin en moralinin bozuk" dönemini yaşadığı tespitinden hareketle savaşı son çare değil zorunlu araç olarak kurgulamıştı. Ekonomi çökmüştü, Sina hâlâ İsrail'in elindeydi, barış girişimleri duvara çarpmıştı. Savaş siyasi bir hesap meselesiydi; onu kazanmak değil, müzakereyi zorlamak amacını güdüyordu.
Sadat kendi başına harekete geçemezdi; Sina savaşını sürdürmek için mali destek ve petrol silahını devreye sokmak için ise Suudi Arabistan'ın onayı şarttı. Wikipedia'nın 1973 maddesine göre 23 Ağustos 1973'te Kral Faysal ve Sadat Riyad'da gizlice buluştu ve askeri çatışma sırasında petrol silahının kullanılacağına dair bir anlaşma imzaladı. Bu toplantı, ambargonun pratik olarak kararlaştırıldığı andır; Ekim'deki toplantılar bu kararın uygulamaya konulmasından ibaretti.
Suudi Arabistan'ın bu hamleye katılması kolay olmamıştı. Kral Faysal on yıl boyunca petrolü siyasetten ayıran bir çizgiyi savunmuştu. Batı'ya bağımlı muhafazakar monarşiler için ambargo iki yönlü risk taşıyordu: gelir kaybı ve Batı'nın tepkisi. Wikide aktarılan analize göre bu riskleri önemsizleştiren iki faktör devreye girdi. Birincisi, 1970'lerin başında küresel petrol arzında yedek kapasite neredeyse sıfıra inmişti; küçük bir kesinim bile büyük fiyat hareketleri yaratabilirdi. İkincisi, Sadat'ın Sovyet danışmanlarını kovması, ambargoyu bir Soğuk Savaş hamlesi olmaktan çıkarıyor ve Batı'nın daha ılımlı bir karşılık vermesini mümkün kılıyordu.
| TARİH | OLAY |
|---|---|
| Temmuz 1972 | Sadat 16.000 Sovyet askeri danışmanını Mısır'dan kovdu |
| Kasım 1972 | ABD'nin tepkisizliği Sadat'ı savaşa döndürdü; Sovyet silahları yeniden satın alındı |
| Şubat 1973 | Sadat son barış girişimini sundu; İsrail reddetti |
| 23 Ağustos 1973 | Sadat ve Kral Faysal Riyad'da gizlice buluştu; petrol silahı anlaşması imzalandı |
| 6 Ekim 1973 | Yom Kippur: Mısır ve Suriye İsrail'e saldırdı |
| 16 Ekim 1973 | OPEC: fiyatları yüzde 70 artırdı |
| 17 Ekim 1973 | OAPEC bakanları ambargoyu kararlaştırdı |
| 18 Mart 1974 | Ambargo kaldırıldı; petrol fiyatı kalıcı olarak 3 kattan fazla artmış olarak dörtlü seviyede kaldı |
OAPEC ambargosu Ekim 1973'ten Mart 1974'e kadar sürdü. Hedef alınan ülkeler ABD, Hollanda, Kanada, İngiltere ve Japonya'yı kapsıyor; daha sonra Portekiz, Rhodesia ve Güney Afrika da listeye eklendi. Ama Wikipedia'nın 1973 maddesinde aktarılan Lacey değerlendirmesi, ambargoyu stratejik başarısızlık olarak niteler: Ateşkes ABD ve SSCB'nin ortak baskısıyla zaten gelecekti. Savaş İsrail'in ABD yardımıyla askeri açıdan güçlenmiş biçimde sonuçlandı. İsrail 1949 öncesi sınırlarına çekilmedi.
EBSCO'nun analizine göre akademisyen Licklieder, uzun vadeli değişimlerin ambargoya değil OPEC'in fiyat artışlarına atfedilmesi gerektiğini savunur. Yergin ise aksi görüştedir: ambargo uluslararası ekonomiyi yeniden biçimlendirdi. Bu tartışma çözümsüz görünüyor; ama belki de çözümlenmesi gerekmiyor. Ambargo kısa vadede siyasi amacına ulaşmadı; ama tetiklediği fiyat şoku uzun vadede Batı ekonomisinin enerji yapısını, Japonya'nın sektörel önceliklerini, ABD'nin CAFE standartlarını, Danimarka'nın rüzgar politikasını ve Brezilya'nın etanol programını dönüştürdü. Çektilen tetik yanlış hedefe isabet etti; ama kurşunun serüveni tahmin edilenden çok daha uzun sürdü.

Yorumlar
Yorum Gönder